SİSTEM ve ÖZGÜRLÜK
SİSTEM VE ÖZGÜRLÜK
Esaretin Kanıksanması ve Silinen Özgürlük
Hepimiz, önceden belirlenmiş kurallar bütününe esir düşmüş bir tepkisizler ordusuyuz. Bu tepkisizlik zamanla hem "insan" tanımını hem de "özgürlük" kavramını hafızalardan silmiştir. Gerçek şu ki; sistem insanları özgürleştirmeyi değil, onları sadece kontrol edilebilir varlıklar haline getirerek bir arada tutmayı amaçlar.
Bugüne dek birçok paradigma, tez ve çözümleme ileri sürülmüş; çeşitli düşünürler bu fikirleri zamanla halk hareketlerine ve ideolojilere dönüştürmüştür. Fakat sistem, insanın özgürlük algısını o kadar başarılı yönetmiştir ki, ortaya çıkan sonuçlar insanlığı bu esaretten tam anlamıyla kurtaramamıştır. İnsan beyni sürü psikolojisiyle hareket etmeye alışmış; bu alışkanlık ise iradeyi ve öz savunma bilincini zihinden tamamen silmiştir. Birey ve toplum arasındaki ilişki bu sayede bozulmuş, insanlık "ahlaki ve politik toplum" dediğimiz o ideal kavrama bir türlü ulaşamamıştır. Dolayısıyla yaratılış itibariyle özgür olması gereken insan; sistemin aldatıcı, yalan yaşam normlarına kanarak kendi özünü ve varoluş amacını unutmuştur.
Mor Defter Metaforu ve Kitlesel İllüzyon
Bu mekanizmanın işleyişini anlamak için şöyle bir metafor kullanabiliriz: Sıradan bir şahıs size gelip, aslında mor renkli olan bir defter için "Bu defter beyazdır" dese ve bu şahsın toplumda bir vasfı, gücü olmasa; sizi ikna etmesi oldukça güç olacaktır. Ancak bu iddiayı ortaya atan kişi sistemin ta kendisiyse, ülke çapında tanınan ve kitleleri yönlendirebilen güçlü bir manipülatörse, sıradan bir insanın o defteri beyaz olarak kabul etmesi çok daha kolaylaşır. Yine de birey ilk etapta tam anlamıyla tatmin olmaz.
İşte tam bu noktada sistemin diğer çarkları devreye girer. Defterin beyaz olduğunu kitlelere kabul ettirmek için sistemli bir şekilde organizasyonlar, faaliyetler ve büyük kampanyalar yürütülür. Gücü elinde tutan sistem, arkasındaki kalabalığı döndürerek kendi yalanını onaylatır.O andan itibaren birey artık sürü psikolojisine teslim olmuştur. Çoğunluğun baskısıyla kendi gözünün gördüğünden şüphe eder ve korkuyla sisteme boyun eğer. Artık o da defterin beyaz olduğunu savunmaya başlar.
Kitle manipülasyonu tamamlandığında, sistem asıl oyununu sergiler. Bu kez kendisi aniden kahkahalar atarak yalanını değiştirir ve "Hayır seni hain, bu defter mor renkli!" diye bağırır. İlginç olan şudur ki; daha önce gerçeği söylediği için dışlanan insan, bu kez sistemin talimatıyla hareket eden aynı kitle tarafından "sisteme itaatsizlik ve hainlikle" suçlanır. Kitleler, medyanın ve propagandanın yönlendirmesiyle sorgulamayı tamamen bırakmış, sadece sistemin işaret ettiği hedefe saldıran birer araca dönüşmüştür.
Bu metaforda da açıkça gördüğümüz üzere; sistem ve özgürlük ilişkisi, sistemin kendi sahte özgürlük algısını insana tamamen dayatıp kabul ettirmesine kadar devam eden kirli bir döngüdür. Sistem, bireyin iradesini ve bilincini esir alarak kendi mutlak zaferini ilan etmiştir.
TEORİK ÇERÇEVE
1) Marx bize sistemin bu defteri neden beyaz boyadığını açıklar (Kendi çıkarı için).
2) Lenin sistemin arkadaki kalabalığa bu defteri "Evet beyaz!" diye nasıl bağırttığını gösterir (Propaganda aygıtıyla).
3) Mao ise sistemin bir anda yön değiştirip gerçeği söyleyen kadını nasıl "hain" ilan edebildiğini ve kitleleri üzerine saldırttığını açıklar (Kültürel ve ideolojik kontrolle).
"Sistemin en büyük zaferi, moru beyaz diye yutturması değil; gerçeği haykıranı bizzat kölelerine 'hain' diye taşıtmasıdır. Özgürlük, çoğunluğun homurtusuna rağmen rengini koruyabilmektir."







Yorumlar
Yorum Gönder