İMKANSIZ İSTENİRMİ


Devrim olmuş veya olmamış önemli değil bunu başarabilen insanlar olmuş veya olmamış mühim değil. Benim merak ettiğim şey devrimi isteyip istememek ile  alakalı; daha doğrusu devrimin imkansız olup olmama ihtimali ve düşüncesidir. Çünkü bir şeyin gerçekleşmesi, o şeyin gerçekleşebilirliği ve realitesinin bilinç ve hafızada yüzde kaç oranda yer edeceği ile ilgilidir.






Şunun için imkansız demiyorum yani; birileri çıkar bir fikir üretir, sonra o fikirler bir mücadeleye ve harekete dönüşür. Bunun sonucunda birileri tüm bu olup biten şeylere devrim der. Hayır bu iş bu  kadar basit olamaz. Çünkü devrimin gerçekleşmesi demek, devrimi isteyenlerin devrimi istemeyenleri zihniyet olarak ikna etmesi demektir. Yoksa herhangi bir ülkede sadece belli bir kitlenin devrimi gerçekleştirmek istemesi devrimin gerçekleşeceği anlamına gelmez.

Peki ikna nasıl hayata geçirilir? Onu tartışmak lazım. Öncelikle ikna dediğimiz olay, aslında birey ve toplum-toplum ile de sistem arasındaki eşitsizliklerin kollektif bir biçimde kabul edilmesi ve bütüncül bir tepki zincirinin doğması ile başlar. Zamanla ve süreklilik ile oluşan o bütüncül tepki sistem tarafından fark edilir ve bir etki ortamı yaratılır.Daha sonra şuna bakılır: Tepki veren kitle ne orandadır, yaratılan tepkiye verilecek etkin ne kadar insanı kapsayacaktır? Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğu takdirde bir eylemin geçerliliği ve haklılığı ortaya çıkar ve bu sayede devrim imkansız mıdır, değil midir az çok yorum yapılabilir.

İnsanların hesaplayamadığı bir diğer parametre ise inanç ve bağlılıktır. Bu parametre bir durum ve hareket için en önemli olgudur. Çünkü eğer kitle de umuttan ziyade umutsuzluk hakimse ve buna karşın büyük bir direnç mekanizması devreye giremiyorsa o hareketten başarılı olunması beklenemez, mantığa tersdir. İmkansız diye diretmemin asıl nedeni işte bu; direnç mekanizmasını bir türlü doğru yerde, doğru zamanda harekete geçmemesidir.

Bir diğer parametre ise sistemden kopamayan aciz kitleler... neden aciz kitleler olarak adlandırdığımı daha sonra açıklayacağım. Şu an anlatılması gereken şey, sistemin sürekli hata yaptığını belirtip muhalif davranışlar sergileyen ama bir o kadar da sistemin A'dan Z'ye tüm olanakların'dan  yararlanan bu  aciz kitle, devrim önündeki imkansızlıklar silsilesinin en büyük halkasını oluşturuyor maalesef. 

Eğer bir toplumda bu tür kitleler mevcutsa ve halkın büyük bir çoğunluğunu oluşturuyorsa, gerçekten bu kitleyi ikna etmek, devrimi imkanlı hale getirmekten çok ama çok daha zor ve meşakkatlidir. Peki sormak gerekir: Bu kadar çok değişken ve parametre varken bir şeyin gerçekleşmesini beklemek sadece ütopik bir olay olmakla kalmaz mı? Daha doğrusu,  yanlışa doğru sürüklenip giden bir zihniyeti değiştirmenin önündeki en büyük engelin bu aciz kitle olduğunun bilincine varamamak, işte bu devrimi imkansız hale getirmiştir. Ne var ki bu aciz  kitle, günün sonunda toplumun diğer yapılarından kat ve kat daha fazla sömürü altında kalıyor ve sisteme adeta taparcasına yaşamlarını köleleştiriyorlar. Unutmamak gerekir ki Denizleri, Mahirleri ve İbrahimleri ihbar edip darağacına sürükleyenlerde,  bu acil kitlenin ta kendisiydi. Mesele devrim değil,  mesele zihniyeti değiştirme meselesidir.


    "Mesele devrim değil mesele zihniyeti değiştirme meselesidir"

Enver havikli...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SİSTEM ve ÖZGÜRLÜK

Değişen dünya ve değişmeyen barbarlıklar