Kayıtlar

Temmuz, 2026 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Acının Anlamsızlığı: Byung-Chul Han'ın Palyatif Toplum Eseri Üzerine Bir İnceleme

Resim
 Acıdan Kaçan Çağın Anatomisi İnsanlık tarihi boyunca acı, yaşamın kaçınılmaz bir parçası olmanın ötesinde, düşüncenin, inancın ve kültürün şekillenmesinde belirleyici bir rol üstlenmiştir. Savaşlar, salgınlar, hastalıklar, yoksulluk ve ölüm karşısında insan, yalnızca hayatta kalmaya değil; yaşadıklarına anlam kazandırmaya da çalışmıştır. Bu nedenle acı, tarih boyunca yalnızca biyolojik bir olgu değil; dinlerin, felsefenin ve sanatın temel tartışma alanlarından biri olmuştur. Modern çağ ise acıyla kurulan bu tarihsel ilişkiyi köklü biçimde dönüştürmüştür. Mutluluk, haz ve sürekli iyi hissetme düşüncesi bireysel bir arzu olmaktan çıkarak toplumsal bir norm hâline gelmiştir. Dijitalleşme, tüketim kültürü ve performans odaklı yaşam anlayışı, acıyı insan deneyiminin doğal bir parçası olarak değil; mümkün olan en kısa sürede ortadan kaldırılması gereken bir sorun olarak değerlendirmektedir. Byung-Chul Han, Palyatif Toplum adlı eserinde bu dönüşümü çağımızın temel krizlerinden biri olara...

Küçük şeylerin Büyük Anlamı Üzerine Felsefi Bir Deneme

Resim
  MUTLU OLMAK Mutluluk üzerine yüzyıllardır konuşuluyor. Kimileri onu huzurda, kimileri başarıda, kimileri sevgide, kimileri ise inançta aradı. Ben ise mutluluğun çoğu zaman büyük olaylarda değil, fark edilmeyen küçük anlarda saklı olabileceğini düşünüyorum. Bu yazı, mutluluğun ne olduğunu anlatma iddiası taşımıyor. Çünkü belki de mutluluk, tanımlandığı anda eksilmeye başlayan bir duygudur. Bu yüzden burada cevaplardan çok sorular var. Belki de insanı hakikate yaklaştıran şey, cevaplar değil; sormaya devam edebilme cesaretidir. I. Küçük Şeylerin Büyük Ağırlığı Küçük, çok küçük şeyler nelerdir? Ve küçük şeyler insanı nasıl mutlu eder? Mesela birine rastlamak... Aniden, hiç beklenmeyen bir anda ve yalnızca birkaç saniye süren bir karşılaşma... İnsanın dudaklarının kenarında beliren küçücük bir tebessüm... Bir gün yolda tanıdık bir yüz gördüğümü hayal ediyorum. Ne uzun uzun konuştuk ne de birlikte yürüdük. Sadece gülümsedik. Eve döndüğümde fark ettim ki bütün günümün yönünü değiştiren...

YAŞAM, ÖLÜM VE HAKİKAT ÜZERİNE DİSİPLİNLERARASI BİR DENEME

Resim
 İnsanlık tarihi boyunca yaşamın ve ölümün anlamı, yalnızca dinlerin değil, aynı zamanda felsefenin ve bilimin de temel araştırma konularından biri olmuştur. Modern bilim, evrenin milyarlarca yıllık evrimini açıklamaya çalışırken; felsefe, insanın bu büyük bütün içerisindeki yerini sorgulamaktadır. Günümüzde bilinç araştırmaları, kozmoloji ve varoluş felsefesi arasındaki ilişki giderek daha fazla tartışılmaktadır. Bu çalışma, Hallâc-ı Mansûr'un hakikat anlayışı, Friedrich Nietzsche'nin varoluş öğretisi, Giordano Bruno'nun sonsuz evren düşüncesi ve çağdaş bilinç araştırmalarını ortak bir perspektifte ele alan disiplinlerarası bir düşünce denemesidir. Amaç; kesin bilimsel sonuçlar ortaya koymak değil, farklı bilgi alanları arasında eleştirel bir diyalog kurmaktır. YAŞAM VE ÖLÜMÜN DİYALEKTİĞİ Evrimsel akış itibarıyla Güneş'in sonu ile insan yaşamının sonu arasında dikkat çekici benzerlikler bulunmaktadır. İnsan öldüğünde bedeni doğaya karışırken, Güneş de yaşam döngüsünün ...

Kârın Kutsal Hastalığı: Kapitalizmin Çarkların'da Çürüyen İnsanlık

Resim
  Toplumsal hastalıklar Hangi türden olursa olsun ahlaki bozukluk, toplumsal kaos, bedensel sorunlar, manevi problemler, fiziki hastalıklar, insanlar arası yolsuzluk gibi olumsuzluklardaki artış kapitalizme fırsatlar sunuyor. Çünkü ilaçların üretimi ve satışı, hastalıkların tedavisi için araç donanım imalatı, hastanelerin inşası, makine ve parçalarının alınıp satılması, doktor ve personelin çalıştırılması büyük bir arzı gerektirmektedir. Bu da sağlık sektörü aracılığıyla yeni bir kazancın yolunun açılması demektir. Sonuçta bu alanda talep sayısı artmış, ihtiyaç oranları yükselmiştir. Zaten beslenmeden yaşam tarzına kadar mevcut şartlarla hastalığa ortam hazırlanıyor. Bunlar önceden de kestirilebiliyor. Sonra tedavisi için devreye giriliyor. Oysa önleyici yöntemlerle hastalıkların çoğu gerçekleşmeyebilir de. Ama kapitalizmin oluşturduğu mekanizmanın işleyişine uygun düşmez. Artık hasta hizmet talep eden bir müşteri, doktor, sağlık hizmeti sunan bir temsilci rolündedir. Çünkü tedavi ...

Ben Neden Antikapitalistim?

Resim
  Mekanik Dünyanın Katliamına Karşı Rasyonel Bir Barikat Benim antikapitalizmim ne biyolojik bir zorunluluk ne de bir çevre etkisi. DNA’mdaki bir hatadan ötürü anti-kapitalist değilim. İçine doğduğum aile ya da anti-kapitalist yetiştirildiğim için de bu noktada durmuyorum. Yani bu benim için genetik bir miras ya da çocukluktan kalma bir koşullanma değil. Aynı şekilde, bu duruşu bireysel geçmişimde yaşadığım travmatik ya da şiddetli bir olaydan ötürü de seçmedim. Yaşadığım bir hayal kırıklığının, sisteme duyulan kişisel bir öfkenin veya mağduriyetin sonucu olarak şekillenmedi benim dünyam. Wps dosyasını açmak için tıklayınız Hiçbir zaman gerçekleşmeyen hayaller vadeden televizyon reklamlarına katlanamadığım için de antikapitalist değilim; gerçi o pırıltılı, sahte ekranlar karşısındaki tahammülsüzlüğüm bu haklı öfkeyi her gün tazeleyen küçük birer hatırlatıcı, tutkumu besleyen bir yakıt sayılabilir. Ben tamamen rasyonel sebeplerden ötürü antikapitalistim ve rasyonel düşünen her insan...

Yeni Dünya: Robotlaşan İnsanlar, İnsanlaşan Makineler

Resim
Yeni Dünya: Robotlaşan İnsanlar, İnsanlaşan Makineler  Bugün, bildiğimiz anlamdaki dünyanın son perdesini izliyoruz. Eski dünya bitti; onun sokakları arşınlayan, hisseden, kavga eden ve en önemlisi sorgulayan insanları da birer birer sahneden çekiliyor. Yerine; keşmekeşin, yozlaşmanın ve organize bir hissizliğin hüküm sürdüğü yepyeni bir düzen inşa ediliyor. Bu düzenin tam merkezinde ise tek bir tanrı var: Yapay Zeka ve İleri Teknoloji. Ancak bu teknoloji, bize vaat edildiği gibi insanlığı yüceltmek için değil, muazzam bir ters psikoloji operasyonu yürütmek için orada duruyor. Büyük Yer Değiştirme: Tersine Evrim Bu yeni çağın en ürkütücü paradoksu, rollerin tamamen değişecek olmasıdır: İnsanlar robotlaşıyor: Duygusuz, tepkisiz, reflekslerini kaybetmiş ve düşünmeyi algoritmalarla devretmiş kitleler çoğalıyor. 2. Robotlar insanlaşıyor: Perde arkasında insani hislerle, derin analizlerle donatılan makineler, insandan daha çok düşünen varlıklar haline gelerek insanlığın çöküşünü gizliyo...

Evrensel Yalnızlık: Kozmik Misafirlikten Ekolojik İkiyüzlülüğe

Resim
  "İnsan, kendi içindeki kozmik sessizliği susturduğundan beri doğanın sesini duyamıyor." Atomdan Rahme Uzanan Kozmik Misafirlik   Varoluşun başlangıcı, mikroskobik bir yalnızlık hikayesidir. Önce bir atomduk; sonra bir çekirdek, bir molekül ve nihayetinde bir elemente dönüştük. Maddenin bu sessiz yolculuğu, bizi bir kadının rahmine, yüzünü hiç görmediğimiz, kim olduğunu bilmediğimiz bir varlığın karanlık ve korunaklı karnına kadar taşıdı. Tam bu noktada durup sormak gerekir: Bu rahimde geçirdiğimiz süre, bizim yalnız olmadığımızı mı gösterir, yoksa bu evrende sadece geçici birer "misafir" olarak konakladığımızı mı? Bizler evrendeki milyarlarca maddenin içinde kendimizi tam olarak nerede konumlandırıyoruz? Ne yazık ki, insan denen varlık bu devasa kozmik sırrı çözmek, kendi koordinatlarını bulmak için "Ben neyim ve neredeyim?" sorusunu kendine sormaktan ısrarla kaçıyor. Biz neden yalnızız? Dünya mı bizsiz yalnız, yoksa vi mi dünyasız yalnızız? Bu büyük sır...

SİSTEM ve ÖZGÜRLÜK

Resim
  SİSTEM VE ÖZGÜRLÜK Esaretin Kanıksanması ve Silinen Özgürlük Hepimiz, önceden belirlenmiş kurallar bütününe esir düşmüş bir tepkisizler ordusuyuz. Bu tepkisizlik zamanla hem "insan" tanımını hem de "özgürlük" kavramını hafızalardan silmiştir. Gerçek şu ki; sistem insanları özgürleştirmeyi değil, onları sadece kontrol edilebilir varlıklar haline getirerek bir arada tutmayı amaçlar. Bugüne dek birçok paradigma, tez ve çözümleme ileri sürülmüş; çeşitli düşünürler bu fikirleri zamanla halk hareketlerine ve ideolojilere dönüştürmüştür. Fakat sistem, insanın özgürlük algısını o kadar başarılı yönetmiştir ki, ortaya çıkan sonuçlar insanlığı bu esaretten tam anlamıyla kurtaramamıştır. İnsan beyni sürü psikolojisiyle hareket etmeye alışmış; bu alışkanlık ise iradeyi ve öz savunma bilincini zihinden tamamen silmiştir. Birey ve toplum arasındaki ilişki bu sayede bozulmuş, insanlık "ahlaki ve politik toplum" dediğimiz o ideal kavrama bir türlü ulaşamamıştır. Dolayıs...