Ben Neden Antikapitalistim?
Mekanik Dünyanın Katliamına Karşı Rasyonel Bir Barikat
Benim antikapitalizmim ne biyolojik bir zorunluluk ne de bir çevre etkisi. DNA’mdaki bir hatadan ötürü anti-kapitalist değilim. İçine doğduğum aile ya da anti-kapitalist yetiştirildiğim için de bu noktada durmuyorum. Yani bu benim için genetik bir miras ya da çocukluktan kalma bir koşullanma değil.
Aynı şekilde, bu duruşu bireysel geçmişimde yaşadığım travmatik ya da şiddetli bir olaydan ötürü de seçmedim. Yaşadığım bir hayal kırıklığının, sisteme duyulan kişisel bir öfkenin veya mağduriyetin sonucu olarak şekillenmedi benim dünyam.
Hiçbir zaman gerçekleşmeyen hayaller vadeden televizyon reklamlarına katlanamadığım için de antikapitalist değilim; gerçi o pırıltılı, sahte ekranlar karşısındaki tahammülsüzlüğüm bu haklı öfkeyi her gün tazeleyen küçük birer hatırlatıcı, tutkumu besleyen bir yakıt sayılabilir.
Ben tamamen rasyonel sebeplerden ötürü antikapitalistim ve rasyonel düşünen her insanın da antikapitalist olması gerektiğini düşünüyorum.
Şüphesiz bu postmodern ve post-yapısalcı zamanda —solda bile hislerin, anlık tepkilerin ve "tesirin" akla baskın geldiği bu dünyada— rasyonellikte bu kadar ısrar etmenin pek rağbet görmeyen, modası geçmiş bir tutum olduğunun farkındayım. Bugün herkes duygulardan, kimliklerden ve anlık parlama anlarından beslenirken, aklı ve mantığı savunmak yalnızlaştırıcı bir duruş. Ama ben rasyonel biriyim. Büyük, kibirli ve her şeyi çözdüğünü iddia eden o klasik Aydınlanmacı manada değil bu; her ne kadar Aydınlanmanın hala bize katacağı çok şey olduğunu düşünsem de...
Benim rasyonelliğim, fildişi kulelerden dünyaya bakmak değil. Hızla sana doğru gelen, kontrolden çıkmış ve freni patlamış bir kamyonu gördüğünde aklın gereği neyse onu yapmaktır. O kamyonun seni ezeceğini bilmek ve ona göre pozisyon almaktır. İşte kapitalizm, tam olarak üzerimize doğru hızla gelen o kontrolden çıkmış kamyondur. Ve ben o kamyonu çıplak gözle görebildiğim için antikapitalistim.
1. Mekanik Dünyanın İllüzyonu ve Kuantum Tehdidi
Kapital modernite, gücünü ve meşruiyetini devasa bir illüzyondan alır: Öngörülebilirlik ve tam kontrol. 17. yüzyıldan itibaren Isaac Newton ve René Descartes gibi düşünürlerin temellerini attığı mekanik evren modeli, modern dünyaya tam da kapitalizmin aradığı yakıtı sağladı. Bu modele göre evren, parçalara ayrılabilen, her hareketi önceden hesaplanabilen, tıkır tıkır işleyen devasa bir saatten ibaretti. İnsan bu saatin dışındaki bir gözlemci, doğa ise yağmalanmayı bekleyen bir makineler bütünüydü. Eğer her şeyi ölçebilir, bölebilir ve tahmin edebilirseniz; iş gücünü de, üretimi de, toplumları da birer makine dişlisi gibi kusursuzca yönetebilirdiniz.
Ancak 20. yüzyılın başlarında, laboratuvarların derinliklerinden gelen bir fısıltı bu devasa saatin camını çatlattı: Kuantum Fiziği.Maddenin en küçük yapı taşlarına bakıldığında, karşılarında uysal makineler değil; olasılık dalgaları, öngörülemeyen sıçramalar ve birbirine görünmez bağlarla kenetlenmiş bütüncül bir evren çıktı. Kuantum dünyası moderniteye şu sert gerçeği söylüyordu: Evreni tamamen kontrol edemezsin, onu atomlarına ayırarak tek başına anlayamazsın ve sen ondan bağımsız bir gözlemci değilsin; bastığın toprağa, baktığın elektrona göbekten bağlısın.
Kapital modernite için bu durum sadece bilimsel bir keşif değil, varoluşsal bir tehditti. Çünkü her şeyin birbirine bağlı olduğu, kesinliğin yerini olasılıklara bıraktığı bütüncül (holistik) bir evren algısı, kitlelerin uyanmasına ve sistemin dayattığı mekanik köleliği sorgulamasına yol açabilirdi. İşte bu yüzden kapital modernite, kontrol edemediği bu yeni paradigmayı yok edemeyince, ona karşı çok boyutlu bir ehlileştirme, sulandırma ve yok etme savaşı başlattı.
2. Normalleşmiş Cinayet ve Tüketim Afyonu
Geçmişten günümüze pek çok sömürü ve yok etme politikası geliştirilmiştir. Bu sistemlerin hepsinin ortak bir amacı vardır: Toplumların temel hak ve özgürlüklerinin kısıtlanması, ellerinden alınması ve o toplumları yavaş yavaş alıştırarak, normalize ederek öldürmektir.
Böylesi korkunç bir amacı gerçekleştirmek, maalesef kapitalist sistem için çok kolay. Çünkü toplumlar artık özgür ve bağımsız bir yaşamın getirdiği o sorumluluk yerine; düz, monoton ve adeta "koyunlaştırılmış" bir yaşamı, sömürülebilen bir hayatı arzular hale getirildi. Tabii bu zihinsel teslimiyet, egemenlerin sahadaki işini fazlasıyla kolaylaştırıyor. Baskıcı kanunlar, hantallaştırılmış devlet kurumları, toplumu birbirine kırdıran ayrılıkçı siyaset, her an pahalılaşan bir yaşam ve değersizleşen bir ekonomi bir toplumu kolayca katledebilir ve insanları, kendilerini katleden o sistem kurucularına muhtaç hale getirebilir.
Burada asıl büyük tehlike, işlenmekte olan bu cinayetlerin toplum tarafından mutlak bir surette kabul edilmiş olmasıdır. İnsanların bu sistematik yok edişi hayatın olağan akışı gibi normalize etmiş olmaları; kültürel, sosyolojik, tarihsel, etnografik, filolojik ve teokratik anlamda, yani hayatın her alanında topyekûn bir yok oluşu beraberinde getiriyor.
Geçmişte bu yıkımın karşısına Lenin, Karl Marx, Fidel Castro, Che Guevara ve tarihin o eskimeyen, yol gösteren **"BİLGE İNSAN"**ı gibi isimler birer anti-ideolojiyle çıktılar ve dönemlerinin en güçlü barikatlarını kurdular. Fakat günümüz dünyasında kapital ve emperyal sömürü sistemleri, bu anti-ideolojileri büyük bir ölçüde geride bırakarak zirveye yükseldi.
Dünya toplumları ise bu vahşi zirveye alıştı ve onu tamamen normalize etti. Bugün bu yeni yaşam normunun en büyük, en somut kanıtı **"TÜKETİM ÇILGINLIĞI"**dır. Globalleşen dünyada artık üretmek normalin dışında bir davranış olarak kodlanırken, insan aklı ve gücü devre dışı bırakılıyor. Üretenler makineler ve robotlar olurken, insanlar hep sadece tüketen tarafta yer almaya zorlanıyor. Bu sayede düşünmeyen, sorgulamayan, fikirsiz, hayalsiz ve idealleri olmayan tektip bir nesil ortaya çıkıyor.
Sistemin İnsansızlaştırma Çarkı
Yazıda bahsettiğimiz o monotonlaşma ve pasif tüketim döngüsünü, sürecin insan aklını nasıl saf dışı bıraktığını gösteren şu şema çok net özetliyor:
|
Aşama |
Sistemin Hamlesi |
İnsandaki Karşılığı |
Sonuç |
|---|---|---|---|
|
1. Parçalama |
Hayatı ve evreni mekanik dişlilere bölmek. |
Toplumdan ve doğadan kopuş, yabancılaşma. |
Yalnızlaşmış birey. |
|
2. Otomasyon |
Üretimi tamamen makine ve robotlara devretmek. |
İnsan gücünün ve emeğinin değersizleşmesi. |
İşlevsizleşen insan. |
|
3. Pazarlama |
İnsanı sadece "Tüketim Nesnesi" olarak kodlamak. |
Hayalleri ve idealleri sadece satın almaya indirgemek. |
Düşünmeyen tektip nesil. |
|
4. Tahakküm |
Sıkışılan yerde savaş, soykırım ve ambargo uygulamak. |
Hak arama yetisini ve düşünen insanı yok etmek. |
Mutlak sistem bağımlılığı. |
İnsanlık bu sığlığa hapsedilirken, kapitalleşmeyi kuran küresel aileler ve dikta patronları servetlerine servet katmaya devam ediyor. Çok sıkıştıkları yerlerde ise soykırımlar, savaşlar ve ağır ambargolar uygulayarak, temelde "düşünen insan" kavramını ortadan kaldırıyorlar.
Üstelik dünya bu vahşi çarklar arasında sadece insani olarak değil, ekolojik olarak da ağır yaralar alıyor; kurulan fabrikalar, kesilen ağaçlar, kirletilen denizler ve küresel ısınmayla birlikte felaketler zinciri kaçınılmaz oluyor.
İdeolojik Bağımsızlık Mümkün mü?
Kuantum fiziğinin bize öğrettiği o "her şeyin birbirine bağlı olduğu" muazzam gerçekliği laboratuvarlara hapsedip, insanı bir makine dişlisine çevirerek normalize edilmiş cinayetler işleyen bu sistem, artık sonlu bir gezegenin sınırlarına dayanmış durumda.
Şimdi rasyonel bir bakışla sormak gerekiyor: Dünya toplumları neden ideolojik bağımsızlık elde edemiyor? Neden bizi yavaş yavaş öldüren bu ideolojiler altında yaşamayı kabul ediyoruz?
Elbette bu sorunun birçok tarihsel ve sosyolojik cevabı var. Ancak rasyonel bir zihnin kabul etmesi gereken son bir gerçek var: Çözüm, sadece sorulan sorulara cevap vererek bulunmuyor. Çözüm; kapitalizmin bize dayattığı o parçalayıcı, monoton cloud ve koyunlaştırıcı mekanik mantığı reddedip, aklın ve kolektif dayanışmanın rasyonel gücünü yeniden kuşanarak o freni patlamış kamyonun karşısına dikilmekte yatıyor.
"Kapitalizmin en büyük başarısı, katlettiği insanlığı, kendi cinayetine aşık, tektip birer tüketim nesnesine dönüştürmesidir."


Yorumlar
Yorum Gönder