Değişen dünya ve değişmeyen barbarlıklar

 


Tarih, kendini hep tekerrür ederek bugüne gelmiştir. Bu tekerrür nelerdir; hem ona değineceğiz hem de postmodern çağda bile değişkenlik göstermeyen barbarlıkları çözümleyeceğiz. Öncelikle ekolojiye biraz değinelim insan, kendini tanımlayamadığı gibi doğayı ve Eko sistemi tanımlayamamıştır. Bu kanıya nereden varıyoruz?


Şöyle açıklayayım; yaşam içerisinde her şey her şeyin öğrencisi ve öğretmenidir. Her şey ve herkes birbirini eğitebilir anlayışı doğru olandır fakat insan kendini  tanımlama bilincini ve arz talep dengesini hep tek taraflı kullanmıştır. Ne yapmıştır? mesela arının balını almış ve besin ihtiyacını karşılamıştır fakat aynı zamanda arının yaşam alanını hunharca işgal etmiştir. İnsan bunu yaptığında Dünya kaç yaşındaydı aynı insan şu anda aynı barbarlığı yaparken, dünya milyon yılları geride bırakmıştır. İnsan bir milim dahi kendini geliştiremedi.


Ahlâkî toplum bilimi geliştirilemediği takdirde bu barbarlıklar belki daha yüzyıllar boyu sürecektir. Doğa ve insan arasındaki barbarlıklar, ortaya çıkan eşitsizlik ve denegesizlik önü alınamaz yokluğu ve felaketleri  beraberinde getirmiştir. Bunu nereden mi biliyoruz; Örneğin ebeveynler çocuklarını yetiştirdiklerinde onların matematik fizik ya da edebiyat gibi alanlarda başarılı olmasını istiyorlar ama bir çocuğun, bir çiçeğe nasıl davranacağını, bir fareyi, bir karıncayı nasıl seveceğini anlatmıyorlar böyle yetiştirilen çocuk ileriki dönemlerde kendini yaşamdan ve doğadan soyutlayıp merhamet ve sevgi bilincini unutup vahşi saldırgan bireyler haline geliyor. Daha sonra normalleştirdiğimiz cinayetleri gerçekleştiriyorlar insanın bu denli yozlanışı,  global ölçekte artıyor ve değişmeyen normalleştirilmiş eylemlere dönüşüyor.


Peki bu yozlaşmaya karşı savunma bilinci nelerdir? ve nasıl devreye sokulur? biraz ona bakmak gerekiyor. Toplum biliminin ahlâkî toplum bilimine aktarılması insanın etrafındaki olaylara bu çerçevede bakması ve analiz etmesi yozlaşmaya karşı bir mekanizmadır. Ama bu o kadar da basit ve anlaşılabilir değildir. O nedenle normalleşmiş saldırganlık güdüsü,  yerini sevgi ve merhamete bırakamıyor.Aslında amaç şudur; nesiller yetişsin, fakat insani olanları insana ait olanları zihnine kazımasın. Ortalama bir düzeyde yaşamını idame ettirsin, ama sevmeyi ve sevme işini asla öğrenmesin. İşte bunun için; dünyada bitmek bilmeyen savaşlar, güç imparatorlukları ve eşitsizlikler meydana geliyor ve her defasında belli bir grup bu oluşumlar sayesinde güçlenirken, belli bir grup ise cahileşip daha da yoksullaşıyor.

Meydana gelen bu büyük orandaki yoksulluk insanların ailelerine olan sorumluluklarını yerine getirmede bir yetememe halini başlatıyor bu yetememe ve zayıf olma durumu bir süre sonra kadın cinayetlerine, cinnet geçirmeye ve intiharlara dönüşüyor ve böylece toplumun değişmeyen bir barbarlığı olarak tanımlanıyor bu durum. Konunun başına dönecek olursak; ekosistem ve toplumun  bir arada yaşamayı ve o yaşamı dengede tutabilmenin  öğrenilebilmesi için sevgiyi, saygıyı, merhameti ve korumayı anlaması gerekmektedir. Eğer bireyde bu güdüler mevcut ise yaşamı,  doğayı ve diğer bütün canlıları gerçek dürtüler ve bilinçle hakikatine varacak öz yaşamlarına dahil edebilir ve böylesi bir dahil etme insanı olması gereken öze  kavuşturur.


"Tarih kendini tekrar etmez; insan, ders çıkarmadığında aynı barbarlığı yeniden üretir."

"Medeniyet, insanın ürettiği teknolojiyle değil; canlıya, doğaya ve birbirine gösterdiği merhametle ölçülür."


Sevginin ve merhametin en büyük barış bilinci olduğunu unutmayın...

Enver havikli

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMKANSIZ İSTENİRMİ

SİSTEM ve ÖZGÜRLÜK