Küçük şeylerin Büyük Anlamı Üzerine Felsefi Bir Deneme

 


MUTLU OLMAK

Mutluluk üzerine yüzyıllardır konuşuluyor. Kimileri onu huzurda, kimileri başarıda, kimileri sevgide, kimileri ise inançta aradı. Ben ise mutluluğun çoğu zaman büyük olaylarda değil, fark edilmeyen küçük anlarda saklı olabileceğini düşünüyorum.
Bu yazı, mutluluğun ne olduğunu anlatma iddiası taşımıyor. Çünkü belki de mutluluk, tanımlandığı anda eksilmeye başlayan bir duygudur. Bu yüzden burada cevaplardan çok sorular var. Belki de insanı hakikate yaklaştıran şey, cevaplar değil; sormaya devam edebilme cesaretidir.

I. Küçük Şeylerin Büyük Ağırlığı





Küçük, çok küçük şeyler nelerdir? Ve küçük şeyler insanı nasıl mutlu eder?
Mesela birine rastlamak... Aniden, hiç beklenmeyen bir anda ve yalnızca birkaç saniye süren bir karşılaşma... İnsanın dudaklarının kenarında beliren küçücük bir tebessüm...
Bir gün yolda tanıdık bir yüz gördüğümü hayal ediyorum. Ne uzun uzun konuştuk ne de birlikte yürüdük. Sadece gülümsedik. Eve döndüğümde fark ettim ki bütün günümün yönünü değiştiren şey, yalnızca o birkaç saniyeymiş.
Hareket etmekle etmemek arasında kalınan o ince çizgi... Dönüp arkaya bakıp bakmamak arasındaki kararsızlık... Zihnin, birkaç saniyeyi yıllarca saklayabilmesi...
Belki de hiçbir an gerçekten küçük değildir. Biz yalnızca bazı anların büyüklüğünü, üzerinden zaman geçtikten sonra anlayabiliyoruz.

Düşünsel Not: Epikuros'a göre mutluluk, çoğu zaman sade ve küçük yaşantılarda saklıdır. Belki de büyük mutluluklar, küçük ayrıntıların toplamından başka bir şey değildir.


II. Görmek mi, Bakmak mı?


Gündüzün yerini geceye bırakması... Siyahın artık beyaz görünmesi, beyaz olan her şeyin ise bir renk cümbüşüne dönüşmesi...
Görmek ve bakmak aynı şey mi? İnsan bakınca mı anlar, yoksa görünce mi? Güzel gören güzel mi bakmıştır, yoksa güzel bakan güzel mi görmüştür?
Sokrates'in yöntemi cevap vermek değil, doğru soruları sormaktı. Belki de sorgulanmayan bir mutluluk, gerçekten yaşanmış bir mutluluk değildir.
Platon ise görünen ile hakikatin aynı olmadığını söyler. Belki de göz yalnızca görüntüyü görür; anlamı ise insanın içi görür.


III. Zıtlıklar ve Mutluluk


Tükürük bile kuruyorsa bu mutluluk mudur? Her şeye "evet" demek midir? Yoksa her şeye "hayır" demek mi? Hiçbir şey diyememek midir?
Mutluluk zıtlıkların içinde mi doğar; yoksa uyumun içinde mi?
Sağır olmak... Kör olmak... Ve bir de geçici ama bitmek bilmeyen mide yanması...
Belki de mutluluk bunların hiçbirinin karşıtı değildir. Belki de mutluluk, insanın bütün bu çelişkileri taşıyabilme gücüdür.
Leibniz, evrendeki hiçbir ayrıntının anlamsız olmadığını düşünüyordu. Ona göre en küçük olay bile büyük düzenin bir parçasıdır.
Belki de küçücük bir tebessüm, bütün bir ömrün en uzun cümlesidir.

Düşünsel not: 

Gottfried Wilhelm Leibniz mutluluğu yalnızca bir haz duygusu olarak görmez. Ona göre mutluluk, insanın hakikate doğru sürekli ilerleyebilmesi ile ilgilidir.
Leibniz'in en bilinen düşüncelerinden biri şudur:
"Yaşadığımız dünya, mümkün dünyaların en iyisidir."
Bu cümle çoğu zaman yanlış anlaşılır. Leibniz, dünyanın kusursuz olduğunu söylemez; aksine, acıların ve eksikliklerin bulunduğunu kabul eder. Ancak bütünün içinde bunların da bir anlam taşıdığını savunur. metninde geçen:
"Görmek ve bakmak aynı şey mi?"
"Mutluluk zıtlık ile mi vardır?"
"İçinin hiç rahatlamaması mıdır mutluluk?"

gibi sorular, Leibniz'in düşüncesiyle ilginç biçimde kesişiyor.
Çünkü Leibniz'e göre insan, gerçeği bir anda kavrayamaz. Hakikat, küçük farkların ve küçük ilerlemelerin toplamıdır. Tıpkı senin metninde mutluluğun büyük olaylarda değil, "çok küçük şeylerde" aranması gibi.




IV. Kalp ile Okuyabilmek


Hem insan yalnızca ağzıyla mı okur?
Bence biraz gayretle kalbiyle de okuyabilmeli. Çünkü bazı satırlar gözle okunur, bazıları ise ancak kalp hazır olduğunda anlaşılır.
Hıçkırmak... Öksürmek... Salya sümük olmak... Cayır cayır yanarken aynı anda üşümek...
Ne çok küçük şey var, değil mi, insanın yaşayabildiğini anlaması için...
Antik Mısır bilgeliğinde kalp, insanın en önemli terazisidir. Bilgi yalnızca akılla değil, vicdanla da tamamlanır.


Sonuç: 

Bir inanca erişebilmek ya da bütün inançları reddedebilmek...

Hangisi insana "Oh be, içim rahatladı." dedirtebilir?
Bilmiyorum.
Belki de insan huzuru cevaplarda değil, aramaktan vazgeçmemekte bulur.
Belki de mutluluk, bütün sorularına cevap bulmak değildir.
Belki de mutluluk, hâlâ soru sorabiliyor olmaktır.
Ve belki de hiçbir zaman tam anlamıyla rahatlayamayan bir kalp, yaşamaya en çok yaklaşan kalptir.



Belki de hiçbir an gerçekten küçük değildir. Biz yalnızca bazı anların büyüklüğünü, üzerinden zaman geçtikten sonra fark ederiz. Bir tebessüm bazen bir ömrün en uzun cümlesi olabilir.
Bilmiyorum... Ama belki de mutlu olmak tam da o durumdur. Ya da belki de insanın içinin hiçbir zaman tam anlamıyla rahatlamamasıdır.


Kaynakça ve Felsefi Esinler

Sokrates — Sorgulama ve diyalog yöntemi.
Platon — Görünüş ile hakikat ayrımı.
Epikuros — Küçük şeylerde mutluluk anlayışı.
Aristoteles — Erdem ve iyi yaşam.
Ptahhotep — İç denge ve kalbin bilgeliği.
Gottfried Wilhelm Leibniz — Küçük ayrıntıların büyük bütün içindeki anlamı.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İMKANSIZ İSTENİRMİ

SİSTEM ve ÖZGÜRLÜK

Değişen dünya ve değişmeyen barbarlıklar